“Hocam, gözümü gerçekten çizecek misiniz?”
Lazer tedavisi için muayeneye gelen hastalarımdan yıllardır duyduğum ilk sorulardan biri bu.
Ardından genellikle diğerleri geliyor:
“Gözüm kesilecek mi?”, “Canım acıyacak mı?”, “Gözümü kırparsam ne olur?”, “İşlem sırasında her şeyi görecek miyim?”
Bu soruların temelinde aslında aynı endişe var: “Göz çizdirme” ifadesinin yıllar içerisinde insanların zihninde oluşturduğu korku.
Oysa bugün uyguladığımız göz lazer tedavilerini anlatmak için “göz çizdirme” ifadesi artık oldukça yetersiz kalıyor.
Çünkü gözümüzün üzerine kalemle bir çizgi çekilmiyor, gözün içine bir şey sokularak numara silinmiyor. Günümüzde kullanılan lazer teknolojileri, gözün saydam ön tabakası olan korneanın şeklini çok hassas biçimde değiştirerek kırma kusurunun düzeltilmesini amaçlıyor.
Kısacası biz göz çizmiyoruz; gözün kırma kusurunu lazer teknolojileriyle tedavi ediyoruz.
“Peki gözüme dokunuluyor mu?”
Bunun cevabı kullanılan yönteme göre değişiyor.
Bugün No Touch Laser, SMILE Pro, SILK ve diğer lazer yöntemlerinin çalışma prensipleri birbirinden farklıdır.
Dolayısıyla bütün lazer yöntemlerini tek bir “göz çizdirme” tanımı altında toplamak doğru değildir.
Üstelik hangi yöntemin daha iyi olduğundan önce sorulması gereken çok daha önemli bir soru vardır:
“Benim gözüm hangi yönteme uygun?”
“İşlem sırasında canım acır mı?”
Hastalarımın en çok rahatlamak istediği konu genellikle bu.
Lazer işlemleri öncesinde göze anestezik damla uygulanır. Bu nedenle işlem sırasında ağrı hissinin azaltılması amaçlanır. Kullanılan yönteme bağlı olarak hasta baskı, temas veya farklı ışıklar gibi birtakım hisler yaşayabilir.
İşlem sonrasındaki deneyim ise lazer yöntemine göre değişebilir.
Özellikle yüzey lazerlerinden sonra ilk birkaç gün batma, yanma, sulanma, ışık hassasiyeti ve ağrı yaşanabilir. Günümüzde kullanılan tedaviler ve takip yöntemleriyle bu dönemin daha konforlu geçirilmesi amaçlanmaktadır.
Bu nedenle hastalarıma “Hiçbir şey hissetmeyeceksiniz” demek yerine hangi yöntemde, hangi dönemde, neler yaşayabileceklerini önceden anlatmayı daha doğru buluyorum.
Çünkü çoğu zaman korkuyu azaltan şey bir vaatte bulunmak değil, hastanın başına ne geleceğini bilmesidir.
“Ya gözümü kırparsam?”
Bu da neredeyse her gün duyduğumuz sorulardan biri.
Hasta işlem sırasında gözünü açık tutamayacağından veya istemeden hareket edeceğinden endişelenebiliyor.
Modern lazer sistemlerinde hastanın göz hareketlerini takip etmeye ve tedavinin kontrollü şekilde uygulanmasına yardımcı olan teknolojiler bulunmaktadır. İşlem sırasında göz kapaklarının kapanmasını önlemek için de gerekli düzenlemeler yapılır.
Dolayısıyla hastanın görevi “hiç kıpırdamadan kusursuz durmaya çalışmak” değildir. Hekimin verdiği basit yönlendirmeleri takip etmesi yeterlidir.
Asıl önemli soru: “Ben lazer olabilir miyim?”
Bence hastaların “Acıyacak mı?” sorusundan önce bunu sorması gerekiyor.
Çünkü lazer tedavisinde en önemli aşamalardan biri lazerin kendisi değil, işlemden önce yapılan ayrıntılı göz muayenesidir.
Göz numarası, kornea kalınlığı ve yapısı, göz yüzeyi, mevcut göz hastalıkları ve kişinin genel göz sağlığı değerlendirilmeden lazer kararı verilmemelidir.
Her göz lazer tedavisine uygun değildir.
Aynı şekilde lazer için uygun olan her göze de aynı yöntem uygulanmaz.
Bir kişide No Touch Laser değerlendirilirken başka bir kişide SMILE Pro, SILK veya farklı bir yöntem uygun bulunabilir. Bazı kişilerde ise lazer tedavisi önerilmeyebilir.
Korkunun önemli bir kısmı eski kelimelerden geliyor
Göz lazer teknolojileri gelişirken günlük dilimiz aynı hızla değişmedi.
“Göz çizdirme” sözü hâlâ kullanılıyor ve doğal olarak insanda iğne, bıçak, kesi veya gözün çizilmesi gibi görüntüler canlandırabiliyor.
Oysa günümüzde konuşmamız gereken konu artık “göz çizdirmek” değil, kişinin göz yapısına uygun lazer tedavisinin olup olmadığını belirlemek.
Bu nedenle hastalarıma önce teknolojinin adını değil, gözlerini anlatıyorum.
Kornea yapısını inceliyoruz. Ölçümleri değerlendiriyoruz. Günlük yaşamını konuşuyoruz. Sonra uygun seçenekleri birlikte değerlendiriyoruz.
Çünkü göz lazer tedavisinde amaç korkuyu küçümsemek değil; hastanın ne yapılacağını anlayarak ve doğru bilgiyle karar vermesini sağlamak.
Belki de artık soruyu değiştirme zamanı geldi:
“Gözümü çizdirebilir miyim?” yerine,
“Benim gözüme hangi lazer yöntemi uygun?”






